
Türkiye’nin Cakarta Büyükelçisi olarak görev yapmak benim için yalnızca diplomatik bir yolculuk değil, aynı zamanda derinden dönüştürücü bir sanatsal deneyim oldu. Endonezya hayatıma sessizce ama güçlü bir şekilde girdi ve sanatımda kalıcı bir iz bıraktı.
İlk günden itibaren Endonezya halkının sanata ve tasarıma duyduğu derin sevgi beni büyüledi. Orada sanat yalnızca galerilerde ya da müzelerde var olan bir olgu değil; sokaklarda, evlerde, kıyafetlerde ve günlük ritüellerin içinde yaşayan bir gerçeklik. Yaratıcılık uzak ya da seçkin bir alan olarak görülmüyor; gündelik hayatın doğal bir parçası olarak yaşanıyor.
Sanatsal bakışımı en güçlü şekilde etkileyen unsurlardan biri batik oldu. Batik yalnızca bir tekstil ürünü değil; desenlerin, tarihin ve duyguların dili idi. Her motif anlam, hafıza ve kimlik taşıyor. Zanaatkârların sabır ve adanmışlıkla çalışmalarını izlemek, bana sanatın aynı zamanda zaman, gelenek ve kültürel mirasa saygı ile ilgili olduğunu yeniden hatırlattı.
Ziyaret ettiğim her şehir kendine özgü bir kültürel ritim sundu. Endonezya tek bir hikâye değil; seslerin, renklerin ve sembollerin zengin bir bütünü. Java’dan Bali’ye ve ötesine uzanan bu coğrafyada her bölge, birbirinden farklı ama uyum içinde var olan ayrı bir görsel dil sunuyordu.
Doğası da sanatsal duyarlılığımın şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Yemyeşil manzaralar, canlı çiçekler ve kara ile deniz arasındaki sürekli diyalog, benim için bitmeyen bir ilham kaynağıydı. Renkler daha canlı, formlar daha organik, insan ile doğa arasındaki bağ ise çok daha görünürdü.
Endonezya’dan döndükten sonra hayatım beklenmedik bir yöne evrildi. Sağlık sorunları nedeniyle diplomatik kariyerimi sonlandırdım. Bugün eşimin WIPO’daki görevi nedeniyle Cenevre’de yaşıyorum. Bu değişim, sanatın benim için yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir iyileşme ve yeniden keşif alanına dönüştüğü yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Bugün kendimi yeni bir sanatçı olarak tanımlıyorum. Fırçamı elime her aldığımda kendimi yeniden Endonezya’da hissediyorum. Anılar renkler, desenler ve hareketler aracılığıyla yeniden canlanıyor. Endonezya, geçmişte kalmış bir yer olarak değil; ruhuma yön vermeye devam eden yaşayan bir ilham olarak eserlerimde varlığını sürdürüyor.
Endonezya yalnızca sanatımı değil, hayatımı da dönüştürdü; bana görmenin, üretmenin ve var olmanın yeni bir yolunu sundu.



